Abdullah Akgül (Temmuz 2012)

Malatyalı Tek Amiral: Abdullah Akgül

ODTÜ öğrencisi, mezunu ve akademisyeni olan Malatyalıların üyesi olduğu ODTÜLÜ Malatyalılar Derneği olarak her ay yayınladığımız röportajların Temmuz ayı paylaşımını siz değerli okuyucularımıza sunuyoruz. Temmuz ayı için konuğumuz denizi olmayan bir memleketten çıkmış, Malatyalı tek amiral olan Emekli Tuğamiral Sayın Abdullah Akgül oldu. ODTÜLÜ Malatyalılar Derneği adına Yönetim Kurulu Üyesi Serkan Erol ve dernek üyesi Murat Tutar; Sayın Akgül ile ODTÜ Mezunları Derneği Vişnelik Tesislerinde bir araya geldiler. Askerlik yaşamı, Malatya ve Malatyalılar hakkında sohbet havasında geçen röportajı fotoğraf ve videosu ile birlikte aşağıda sizlerle paylaşıyoruz. Keyifli okumalar ve seyirler diliyoruz.

Size Malatya’nın tek amirali desek yanlış olur mu?

Bildiğim kadarıyla öyle. Yalnız biz yine eskilere bir baktığımızda annesi, babası veya dedeleri çok evvelden göçmüşler İstanbul’a. Ordan da bir kişi hatırlıyorum ama Malatya ile ilgileri kalmamıştı. Yani kendisi Malatya’yı bilmiyordu. Benim bütün yazlarım hep Malatya’da geçti ama cidden şu anda Malatyalı olan tek amiral diyebilirim. Biraz da dikkat çekiyor zaten. Malatya’dan deniz amirali… Ama var; subay, astsubay çok var.

Asker olmaya nasıl karar verdiniz peki? Denizi olmayan bir memlekette denizci olmayı hedeflemenizdeki nedenler nelerdi?

Şimdi bu bilinçli bir seçim değil. Ben lise son sınıfı Ankara’da Mustafa Kemal Lisesi’nde okudum. Babam memur olduğu için Harp Okulu hariç hiçbir yeri, bir okulu bir yerde bitiremedik. Harp okulu da tek olduğu için mecburen bitirdik. Bizim mahallede bir arkadaşımız vardı. O çok denizciliği istiyordu, Deniz Harp Okulu. Ben o güne kadar denizi de görmemiştim, onu da söyleyeyim. Ve tabi bizim o dönem, yani 68 yılındaki üniversiteye giriş sınavları farklı. Harp Okulu kendi sınavını yapıyor. İşte merkezi sistem bir sınav yapıyor, sonra ön kayıtla giriyorsunuz. O zaman liseyi bitirdiğiniz için her imtihana giriyorsunuz.

Ben üniversitelerin hepsini kazandım. Bir pazar günü sabahı o çok arzu eden arkadaş geldi; hiç unutmuyorum, beni erkenden uyandırdı. Hayırlı olsun dedi, kazanmışsın Deniz Harp Okulunu. O kazanamamış.Ve isabet olmuş, ben hiç pişmanlık duymadım. Yani asker olacağım diye veya şey olacağım diye önceden bir hedef filan yok. İşte o arkadaşların da biraz tesiriyle, kazanınca burayı tercih ettim ama isabet oldu. Çünkü biliyorsunuz o dönem tam bir çalkantılı dönem. Hangi üniversiteye giderseniz, hangi yurda giderseniz orda hangi düşünce sistemi hakimse…Birçok arkadaşlarım o yüzden okuyamadılar maalesef. 68 yılı…Yani bizim tam üniversite 68 kuşağı denen kuşak.

Emekli olmadan önceki son göreviniz neydi? Görev yeriniz neresiydi?

Görev yerim Mersin. Esas görevim: Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı. Yani Akdeniz Bölge Komutanlığı var ve aynı zamanda orda Garnizon komutanısınız. Çok güzel bir seneydi. Son görev yerim orasıydı.

Üç tarafı denizlerle kaplı bir ülkeyiz. Denizcilik ve deniz kuvvetleri açısından ülkemiz Dünya’nın neresinde bulunmaktadır?

Şimdi tabi sivil denizcilikle iç içeyiz. Deniz Kuvvetlerinin ana görevi bir harp durumunda deniz yollarını açık bulundurmaktır. Çünkü bizim son rakamlara göre mutlaka %90’nın üzerinde deniz yoluyla ticaretimizi yapıyoruz ve iç içeyiz. Fakat bu sivil denizciliğin durumu Denizcilik Müsteşarlığı’nın sitelerinde, web sitesinde de istatistik olarak var. Biz de tabi ara sıra bakıyoruz, nedir ne değildir diye. 1999’lu yıllarda 10 milyon civarındayken detveyt (deathweight, Uluslararası Denizcilik Ticaretinde ve Denizcilik Endüstrisinde kullanılan bir ölçüm birimidir) şimdi de 9-10 civarında ama o kriz döneminde, 2001’den sonra birkaç sene sonra maalesef bütün dünyada olduğu gibi bizde de bayağı düşük oldu,  7’lere filan kadar düştü. Şu anda sivil denizcilik tamamen ticarete bağlandı. Bizim deniz kuvvetlerine gelince, Deniz Kuvvetleri cidden bizim zamanımızda II. Dünya Harbi’nden kalma.. Yani zamanımız derken yetmişli yıllardan bahsediyorum. Biz 70’de subay çıktık. Mesela benim kumanda ettiğim bir gemi benim yaşımdaydı. Yani II.  Dünya Harbi’nden kalma. Fakat son yıllardaki atılımlarla şu anda Akdeniz’in Fransa’dan sonra en kuvvetli donanması diyebiliriz.

Genellikle amiral seviyesinde emeklilikten sonra sivil hayatta gemide çalışmak tercih edilmez. Emeklilikten sonra sivil gemilerde çalışmayı düşündünüz mü?

Yok, kesinlikle. Çünkü bazı mesleklerin teamül haline gelmiş kaideleri vardır. Eğer belli mevkileri  işgal etmişseniz veya belli mevkilere soyunmuşsanız onun prestijini korumak zorundasınız. Çünkü sivil denizcilik… yani bunu bir dışlama filan değil, hayır. Yani bir amiralin gidip de sivil gemide kaptanlık yapması bizce biraz abes karşılanır. O yüzden hiçbir amiral gemiye çıkmaz. Ama birçok arkadaş çıkıyor, çünkü sivil denizcilikte personel çok oynaktır. Yani çok hareket vardır. Mesela %50’si çalışıyorsa %50’si izindedir veya beklemededir. Çünkü çok değişkendir personel ve tek başına sivil sektör ilk başlarda karşılayamıyor.  Deniz kuvvetleri emekli personeli, sivil denizcilikteki büyük bir işgücünü karşılıyor. Ancak son yılllarda uluslar arası denizcilik örgütünün uygulamaya koyduğu kurslar sistemi olsun, işte bizde kurulan yüksek okullar veya fakülteler olsun denizcilikle ilgili bayağı bir atılım var. Ama o da kaynak oluşturuyor.

Askerlik hayatınızda üst düzey komuta kademelerinde görev aldınız. Bu süreçte disiplinli bir hayatınız olmuş olmalı. Denizci olmanız sebebiyle görev süreniz sırasında ailenizden uzak kaldığınızı düşünecek olursak, mesleğiniz aile hayatınızı nasıl etkiledi? Çocuklarınız ve eşinizin mesleğiniz hakkındaki düşünceleri nelerdir?

Şimdi denizcilik mesleği, ben hep şunu söylerim, cidden evlilik için de bire birdir. Çünkü sivil denizcilikle bizimkini karıştırmamak lazım. Ben 34 yıllık meslek hayatımda, evden en uzak kaldığım iki kere oldu, rotasyon görevi nedeniyle, ellisekizer gün. Yani daha fazla uzak kalmadım. Yani sivil denizcilikte çıkarsınız bir gemiye nerde yük varsa.. Altı ay diye çıkarsınız, bir sene sonra gelirsiniz.  Bizimki öyle değil, bizimki harp bahariyesi, nihayetinde tatbikatlara çıkarsınız ama son yıllarda bu Aden Körfezi olsun, işte Çağrı kuvvetleri olsun, buralarda  daha fazla, 2-3 ay gitme durumu var. Şimdi mesleğimde tek üzüldüğüm bir nokta oldu, bunu özellikle belirteyim. İlk çocuğum 11 aylıktı.  Kıbrıs harekatı sonrasıydı ve 11 aylıkken beni tanımıyordu baba diye. Yani tek üzüntüm o oldu. Çünkü memlekete göndermiştim, Malatya’ya. Eşim de Malatyalı. Gittim ben işte 1 ay sonra. Çocuğumun kucağıma atlayacağını beklerken… Oğlum ne yapıyorsun, dedim. Şöyle bir baktı, bu adam kim der gibi. Ben de tek menfî, meseleğim süresince, iz bırakan odur. Başka da herhangi bir şey yok.

Disiplin denince yani, bizim denizcilikte görev bilinci hep birinci plandadır. Yani gemilerde, fazla insan yok. Arazi olamazsınız (Yani diğer kuvvetlerdeki tabirle). Bizde herkesin bir görevi vardır. Çünkü yeterli askeri personel vardır. Fazla personel olursa ona yatak yeri, kumanyası gereklidir. Öte yandan yakıt, cephane daha öncelikli.  Bir savaş anında herkesin görevi vardır. Aşçı dahil. Mutlaka onun bir harp görevi vardır. O yüzden gemilerde asker hep öyle…Ve de herkes 24 saat kader birliğindedir. Denize çıktığında, herkes kader birliği olduğundan en ufak bir görev disiplinsizliği hemen belli olur. Görev disiplini çok önemlidir. Tabi ordaki harp okulundan, askeri okuldan aldığınız disiplin bilinci, günlük yaşamda ve evde de yansıması oluyor. Halen de mesela ben masamın çekmecelerini mutlaka haftada bir filan elden geçiririm.  Yani o bir alışkanlık oluyor. Ve de güzel bir alışkanlık, fazla aşırıya gitmeden…

Malatya’nın neresindensiniz? Buranın sizin için ayrıca önemi nedir?

Malatyanın Hekimhan kazasındanım. Hekimhanlıyım esas. Hekimhanın da normalde Karapınar Köyü. Tabi gerek çocukluğumun, gerek se gençliğimin hep orda geçtiği söylenemez. Hep Sivas çevresinde, babam mahiye müdürüydü. Ama yaz tatillerimiz hep Malatya’da geçerdi. Yarısı Malatya’da, yarısı köyde.. Oraları her zaman gidip görmeyi arzu ettim ve her zaman da gittim, gidiyorum yani. Zaten Ankara’ya yerleşmemizin temel nedeni Malatya merkezi olması. (Ne sıklıkla gidiyorsunuz peki?) Yani biraz Allah gecinden versin büyüklerimiz vefat edince mecburen gidişler var. Ancak senede mutlaka bir iki kere gidilir. Çünkü bizim ailenin toplantı günü var ve de bu bizim köyde yapılıyor. Şenliği yapılıyor son üç senedir. Hepsine gidiyoruz. Katılıyoruz. Bu sene hatta biraz daha fazla kalmayı düşünüyorum, çünkü o çocukluğunuzun geçtiği yerdeki bir taşla, bir ağaçla veya herhangi bir şeyle hatıranız var. Yani tam nostalji oluyor.

Hangi sivil toplum kuruluşlarına üyesiniz, hangilerinde yöneticisiniz? Hangilerinin kuruluşunda yer aldınız?

Şimdi emekli olduktan sonra silahlı kuvvetlerin bir uygulaması olarak gerek OYAK şirketlerinde, gerekse vakıfların şirketlerinde görev veriyorlar. Ben OYAK’ın bir OMSAN lojistik şirketinde iki sene görev yaptım. Sonra bütün askeri yurtların bağlı olduğu Türk Silahlı Kuvvetleri Eğitim Vakfı var. Onun genel müdürlüğüne verdiler. Orda bir sene kaldım. Sonra, şu anda herhangi bir şeyle meşgul değilim. Tamamen serbestim. TESUD’a üyeyim. Yani TESUD, Türkiye Emekli Subaylar Derneği’nin üyesiyim, artı Anıtkabir Derneği’nin üyesiyim. Bu arada Malatya Gelişim Platformu, haberiniz var, onun işte kurucuları arasında yer alıyorum. Şimdilik bu kadar. Daha fazla da ihtiyaç henüz duymadık.

Malatya odaklı çalışma yapan derneklerin sayısı oldukça fazla. İstanbul’da ve Ankara’da Malatya tabanlı birçok dernek yöneticisi ile görüşmeleriniz oluyor. Özellikle Ankara’da Malatya odaklı derneklerin çalışmaları konusunda ne düşünüyorsunuz?

Şimdi şöyle… Evet o dediğiniz aslında Malatyalıların girişimci ruhundan kaynaklanıyor.  Bir de ben Malatya kadar memleketçi pek başka bir şehir düşünemiyorum. (Bölgesel milliyetçilik mi?) Bölgesel demeyelim de Malatyalılık, ortak payda o. Zaten bir de derneklerdeki en hoşa giden şey derneğe veya bir toplantıya gittiğiniz zaman kesinlikle siyasi veya inanç farklılıkları hiç konu edilmez ve görüşülmez. Benim şimdiye kadar katıldığım bütün toplantılarım böyledir. Doğrusu da odur. Çünkü bu ortak payda Malatyalılık. Başka hiçbir şeye bunu…. Tabi zaman zaman bunu kendisine siyasi rant sağlasın diye yapan arkadaşlarımız oluyor. Fakat tamamen dışlanıyorlar.
Trafikte giderken nerde 44 plakalı bir araba görseniz, sonu 44 ile biten bilinki o Malatyalıdır. Yani bu gerçek bir olay. Memleketçilik falan derken, bu herhalde Malatya’nın havasından mı, suyundan mı, orda işleniyor herhalde… Dernekler evet, fazla olmasının hem faydası var, hemde zararı. Fazlalıktır, rekabet ortamı sağlar ama aşırıya gidilince de o zaman çok parçalanma durumu oluyor. İşte eski bakanımızın bir şeyi oldu, bütün hepsini bir çatı altında toplamak, fakat ben yüzünüze karşı demiyorum ama en faal dernek aslında sizsiniz. Yani diğer şeylerden de, bir Eğitim Vakfı var, burda da şubesi var, Ekrem Bey yürütüyor. Onlar zaman zaman faaliyetlerde bulunurlar. Ama esas bana göre şu anda ihtiyacı olan en iyi işlemleri siz yapıyorsunuz. Yani faaliyetleri siz yürütüyorsunuz.

ODTÜLÜ Malatyalılar Derneği’nin Ankara’da düzenlemiş olduğu toplantılara genellikle katılmaya çalışıyorsunuz. Bu bizi oldukça mutlu ediyor. ODTÜLÜ Malatyalılar Derneği hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek isterim.

Şimdi özellikle bu dernek genç bir dernek. Üyeleri de genç. Kendileri de genç. Ben gençlerle hep birlikte olmayı her zaman tercih etmişimdir. Çünkü enerji alıyoruz onlardan. Artı cidden dişe dokunur, yani ayağı yere basan işler yapıyorsunuz. Mesela en son işte sektörlerle ilgili yaptığınız söyleşiler, düzenlediğiniz faaliyetler, hem diğer derneklerde bunları göremiyorsunuz. Dolayısıyla, ümit ediyorum ki bu enerjiniz devam eder. Arkadan gelen gençleri de adapte ederek yürütürsünüz bu işleri.

Derneğimizin Aralık ayında düzenlediği Sektör İncelemeleri: Savunma Sanayi başlıklı panele katıldınız. Savunma Sanayi incelemelerinden sonra Enerji ve Çevre başlıklı çalışmalarımız gerçekleşti. Önümüzdeki süreçte farklı başlıklarla bu çalışmalar devam edecek. Derneğin bu yöndeki çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?

Hiçbir derneğin şimdiye kadar yapamadığı, düşünemediği faaliyetler olarak görüyorum. Bu özellikle gerek mezunları, gerek  katılabildiği kadar öğrencilere ufuk açıyor aslında. Çünkü şu anda bunları birinci ağızdan  bu hususta yetkili kişilerle bu bilgiler verildiği için kişiler, gençler, öğrenciler yani ne yapacaklarını, ne yapabileceklerini artı nasıl bir yol izleyeceklerine büyük bir fayda sağlıyor. Keşke buna çok büyük katılım sağlanabilse. Tabi o da zamanla olacaktır, bana göre, ve çok çok faydalı bir çalışma… Ben bile orda cidden, mesela bundan öncekinde serbest bölgelerle ilişkiydi, ben onu birçok kişiye, etrafa yaydık ve mesela İstanbul’a başvuranlar oldu. Yani çok bilinmeyen şeyler bunlar. Tamamen gazetelerden, televizyonlardan veya ne bileyim internetten öğrenilebilecek şeyler ama böyle bire bir yetkili kişilerin söylemesi onların bir de yönlendirici olmaları bana göre özellikle genç girişimciler için veya mezun olacak arkadaşlar için veya mezun olmuş henüz bir şeye karar verememiş arkadaşlar için son derece yönlendirici.

Sizin de emeklilikten sonra savunma sanayi ile ilgili çalışmalarınız oldu mu?

Şimdi benle beraber daha önce çalıştığım arkadaşım bir şirket kurmuştu, savunma sanayi ile ilgili, bunu çok kişi bilmiyor. Ben de pek fazla deşifre etmek istemedim. Ona biraz danışmanlık şeklinde yardımcı olmaya çalıştım ve kardeşlerimden birisi bu işin içinde. Ben pek de prestij kaybına uğramamak için o işlere girmedim. Gerek de yok.

Son dönemde asker-siyaset ilişkileri, bugüne kadar alışmadığımız şekilde ilerliyor. İçinde bulunduğumuz dönemde asker-siyaset ilişkileri konusunda değerlendirmede bulunabilir misiniz?

Baştan söylemedim, şimdi söyleyeyim. Benim bu bütün söylediğim şeyler tamamiyle şahsi fikrimdir. Yani hiçbir şeyi temsil etmiyorum. Onu lütfen söyleyeyim. Şimdi sivil asker ilişkilerinden ziyade, kurumlar arası ilişkiler demek daha doğru. Her şey yasalarla belirtilmiş. Tabi Cumhuriyet kurulduktan sonra çalkantılı dönemlerden geçilmiştir. Zaman zaman ihtilaller olmuştur fakat bunu ben içinde yaşayan birisi olarak bunu tamamen askerler yapıyor diye lütfen inanılmasın. Kesinlikle bu işin içinde her kesimden  insan vardır. Yalnız şu anda özellikle Deniz Kuvvetlerinin personel açısından durumu… Çünkü cidden çok çok zor durumdalar. Amirallerin 25’i, normal kadronun nerdeyse yarısı içerde. Yine kurmay albayların, gemilere kumanda edecek kişilerin, yetişmiş personelin  çoğu yine içerde, ve çok zor bir dönemden geçiliyor. Balyoz için özellikle ben Silivri’ye ara sıra gidip geliyorum. Ben bir de özellikle şunu söyleyeyim, şimdi personel başkanlığı yaptım o dönemde 2000 ile 2003 Ağustos’una kadar, ben Deniz Kuvvetleri’nde personel başkanıydım. Personel başkanları her şeyden haberdardır ve bir ihtilalleri, geçmişleri incelerseniz, baktığınızda önce iş personel atamalarından başlar. Çünkü personel başkanı olarak her birlikte ne oluyorsa çok büyük bilgi akışı gelir. Hiçbir tane bu konuda şerefim üzerine söylüyorum hiçbir mevzu geçmemiştir. Hiçbir şey geçmemiştir. Ne de benden talep olunmuştur. Onun için şu anda Hasdal’da, Silivri’de, Maltepe’de yatan arkadaşlar boşa yatıyorlar.

Bir tane örnek vereyim. Çarpıcı bir örnek. Zaten iddianamede 1500’ün üzerinde maddi hata tespiti var. Artı en son iddianameye temel teşkil eden 11 no’lu CD’nin Amerika’nın en prestijli kuruluşlarından sahte olduğu zaten söylendi. Bir tane örnek: Silivri’ye gittiğimde bizzat orda havacılar savunmasını yapıyordu, bir tuğ general. O zaman binbaşıymış arkadaş. Buna istinad edilen iddianamede suç Kasım 2003 yılında bilgisayarında işte o planlarla ilgili doküman hazırlanmış. Arkadaşımız çıktı işte o savunmasını yapıyor. Dedi ki sayın iddia makamı dedi, ben o zaman dedi, nerdeyim acaba, hiç araştırdınız mı?, dedi. Ben bizzat dinlediğim için söylüyorum. Ve orda salonda iki tane perde var  bilgisayarla yansıtabiliyorsunuz. Yani şeyinde belgeler. Buyrun dedi pasaportum. İşte dedi Türkiye’den çıkış tarihim Haziran 2003, dönüş tarihim dedi Temmuz 2004. Ben dedi bir yıllık, bizde akademiler arası personel eğitime gönderilir, bir yıllık İngiltere Kraliyet Koleji’ne eğitime gittim, yokumki Türkiye’de dedi. Yani o dediğiniz tarihte Türkiye’de yokum ve o generealimiz hala tutuklu. Bakın hala tutuklu. Adalet nerede? Hukuk nerede? İnsaf  nerde? Vicdan nerde? Yani bu çok içimizi acıtan bir olay. Yani şu Balyoz olayı, işte cidden takipsizlik kararı da mesela şey olan, bizden bir yarbay Ali Tatar biliyorsunuz intihar etti. El yazısıyla onun el yazısı dediler. Kriminalde hiç ilgisi olmadığı çıktı. Çocuk sırf şerefi uğruna intihar etti. Yani tabi bu ayrı bir röportaj konusu. Nerden kaynaklanıyor. Niye böyleyiz. Çünkü Büyük Orta Doğu Projesi’nde oluşumlara mani olabilecek tek güç engeli olan Türk Silahlı Kuvvetleridir. Bu Amerika’nın dökümanlarında da 98’de de yayınlarında geçmiştir. Yapılan şeyin temeli burdan kaynaklanır ve yerli işbirlikçileriyle birlikte bu iş yürütülüyor. Fakat ben hiç kötümser değilim. Bu millet büyük millettir. Bundan da çıkmasını bilecektir.

Zerre kadar hiçbir günahları yok. Burda bir de şu var, bizim üst makamlar zamanında yeterli hukuk yardımı almadılar. Bunu barolardan alabilirlerdi, üniversitelerden alabilirlerdi. Bir bu şeyi var, bir de plan tatbikatı nedir, emasya planı nedir, şeydeki hiyerarşi nedir, nasıl yürür, Şimdi de işte 28 Şubat dalgaları başladı. Tamam da o zaman yüzbaşı arkadaş. Şimdi ben olsam savcıya sorarım yani beni suçlu diye şey..? Sizi kim tayin ediyor? Hakim ve Savcılar yüksek Kurulu. Onlar sizi bir yere tayin ettiği zaman ben gitmiyorum diyebilir misiniz? E durum aynı durum. Yani emirle bir arkadaşı götürmüşsünüz bir yere tayin etmişsiniz, ordaki görevi yapıyor. Şimdi bu neye göre suçlanıyor. Yani çıkıp bunu üst makamlar demesi lazım ki ya biz onları tayin ettik. Bunları suç nasıl teşkil eder. Adamın kendi insiyatifinde değil ki. Mesela orda birinci ordudaki seminere katılım gibi, o şöyledir: 2 ay veya 3 ay önceden emri yayınlanır bunun der ki temsilcilerinizi gönderin Kuvvetlerden, ordaki bölgedeki diğer birliklerden temsilci gider ve hasbelkader gidersiniz oraya. E şimdi katıldı diye suçlu, böyle bir şey olur mu? Aynı şekil. Yani siz emre itaatsizlik yapsanız o zaman meslekten atılırsınız. Yani bu sizin insiyatifinizde olmayan bir şey.  Bunu bizim Genel Kurmay hakim savcılara zamanında çok iyi anlatması lazımdı. Yine de anlatılabilir ama anlaşılmaz şekilde böyle devam ediyor. Yani şimdi 28 Şubat’ta;  başbakanlığın, milli güvenlik kurulunun kararı var. Başbakan imzalamış. Onların görevleri bunlar da icraayı takip ediyorlar. Yani bu işler mecrasında yürümüyor, bana göre. Tamamen şahsi fikrim.

Akdenizdeki göreviniz sırasında edindiğiniz tecrübeler ışığında size son sorumu yöneltmek istiyorum. Geçtiğimiz aylarda özellikle Kıbrıs Rum kesimi ile ülkemiz arasında petrol aramacılığı konusunda sıkıntılı günler yaşadık. Ülkemizin Akdeniz kıta sahanlığı hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz?

Kıta sahanlığı halen bütün dünyada üzerinde çalışılan konulardandır. Yani kıta sahanlığı nedir? Kıta sahanlığı, bir ülkenin kara ana parçasının denizdeki uzantısıdır.  1958’de Cenevre Deniz Hukuk Konferansında anlaşma imzalanmıştır, bütün ülkelerce. 200 metre derinliğe kadar olan yer.. Bunun bir de ekonomik münhasır bölgesi vardır, o kıtanın, ülkenin, bu da 200 mile kadar çıkabilir. Fakat eğer karşınızda bir ülke varsa mesela bizle işte Yunanistan olsun işte Suriye olsun veya Karadeniz sınırı.. Bunu karşılıklı anlaşmalarla yapılacağına ilişkin uluslar arası kural vardır. Şimdi şeydeki husus… tabi İsraille aranın bozulması ve tabi biliyorsunuz İsrail de anlaşarak çıkarıyor, orda eğer hafızam beni yanıltmıyorsa 7 milyar varil petrol olduğu tespit edilmiş, 7 milyar. Şimdi Rumların ruhsat verdiği olduğu yerler ama onlar Kıbrıs Cumhuriyeti olarak, yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni görmeksizin, yok sayarak verdikleri ruhsatla, Türkiye’nin verdiğinin içinde yedi bin metre karelik bir kesişme var. Şimdi ve de orasında tabi ki kuzeydeki ülkenin de hakkı var. Bunu yoktan, görmezden geliyorlar. Şimdi bu bizim Piri Reis gemisi çıktı o bir hakkımı ben koruyorum anlamındadır. Şöyle uluslar arası böyle tek taraflı bir hareket olduğu zaman. Yani ister kara ister nerde olursa olsun eğer karşı ülke itiraz etmezse o hakkını bir daha uluslar arası arenada savunamazsın. Yani Türkiye’nin yapmış olduğu o gemiyi gönderme, işte anlaşma imzalama Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti falan hep o kapsamdadır. Şimdi orası bir çıban başı…Tabi buna maalesef enerjiye çok muhtaç Amerika başta olmak üzere, o ülkelerde, o ülkelerin şirketleri de orda sondaja başladığı için çok karmaşık konu. Yani çok olaylara gebe bence. Ama Türkiye’nin burda dirayetli durması. Yunanistan’ın, zaten Rum kesimini Yunanistan’dan ayrı göremezsiniz. Düştüğü ekonomik durumu da dikkat ederek… Çünkü onlar tek başına onu yapacak güçleri yok. Yani uluslar arası arenada bunu çok iyi kullanarak onların maddi güçlerini daha da mecburen zayıfa düşebilir o yüzden iyi bir siyaset yürütmesi gerekiyor. Önce siyaset.

Röportaj:

Murat Tutar (ODTÜLÜ Malatyalılar Derneği)

Serkan Erol (ODTÜLÜ Malatyalılar Derneği)